Çevrenizdeki anıtları AR ile görünSandıkları uygulamada açın
Around Us telefonunuz için tasarlandı — kameranızı sokaklara doğrultun ve çevrenizdeki anıtları ve yerleri artırılmış gerçeklikle keşfedin.Around Us telefonunuz için tasarlandı — sandıkların kilidi siz yürüdükçe, keşfettikçe ve yakındaki yerleri yakaladıkça açılır.
Doğu Anadolu, binlerce yıllık tarihi anlatan antik kalıntılar, taş kaleler ve dağ manzaraları arasında hazinelerini sergiliyor.
Doğu Anadolu, birkaç bin yıllık tarihin izlerini taşır. Bu bölgeyi gezerken Yunan ve Roma kalıntılarıyla, ortaçağdan kalma taş kalelerle, Ermeniler ve Gürcüler tarafından inşa edilmiş kilise ve manastırlarla ve yükseklerdeki Osmanlı saraylarıyla karşılaşırsınız. Manzaralar sürekli değişir: kurak yaylalardan yemyeşil vadilere, donmuş dağ göllerinden kendine özgü jeolojik oluşumlara. Bagratuni Krallığı'nın eski başkenti Ani, bu bölgenin İpek Yolu üzerindeki önemini gösterir. Daha güneyde Van Gölü, çevresi uyuyan volkanlarla kaplı mavi sularını yayar.
Bu koleksiyon, Doğu Anadolu'nun farklı yönlerini anlatan 30 alanı bir araya getiriyor. İlk karmaşık toplumların doğuşundaki rolü nedeniyle UNESCO tarafından tanınan Arslantepe gibi arkeolojinin büyük isimleri olduğu gibi, yaylalara hakim olan Hoşap Kalesi gibi daha az bilinen kaleler de bulunuyor. Ermeni kiliseleri ıssız adalarda veya dağ yamaçlarına tutunmuş halde varlığını sürdürüyor. Gürbulak'taki gök taşı krateri ve iç gölleriyle Nemrut Dağı gibi jeolojik meraklar, doğal oluşumlarıyla hayranlık uyandırıyor. Kayalık bir burun üzerine inşa edilen İshak Paşa Sarayı, büyüklüğüyle etkileyicidir.
Bu seçim, anıtsal mirası ve vahşi doğal alanları bir araya getiriyor. Tarihi şehirler, unutulmuş mimarinin kaldığı dar sokaklar sunarken, Munzur'daki gibi doğal parklar nehirleri ve ormanlık yamaçları barındırıyor. Su kenarındaki Ahlat mezar stelleri veya Ovacık kaplıcaları gibi daha az ziyaret edilen yerler bile görülmeye değer. Doğu Anadolu, kendisini yalnızca ana yolların ötesine bakmaya hazır, sabırlı ziyaretçilere gösterir.
Doğu Anadolu, binlerce yıllık tarihi anlatan antik kalıntılar, taş kaleler ve dağ manzaraları arasında hazinelerini sergiliyor.
Doğu Anadolu, birkaç bin yıllık tarihin izlerini taşır. Bu bölgeyi gezerken Yunan ve Roma kalıntılarıyla, ortaçağdan kalma taş kalelerle, Ermeniler ve Gürcüler tarafından inşa edilmiş kilise ve manastırlarla ve yükseklerdeki Osmanlı saraylarıyla karşılaşırsınız. Manzaralar sürekli değişir: kurak yaylalardan yemyeşil vadilere, donmuş dağ göllerinden kendine özgü jeolojik oluşumlara. Bagratuni Krallığı'nın eski başkenti Ani, bu bölgenin İpek Yolu üzerindeki önemini gösterir. Daha güneyde Van Gölü, çevresi uyuyan volkanlarla kaplı mavi sularını yayar.
Bu koleksiyon, Doğu Anadolu'nun farklı yönlerini anlatan 30 alanı bir araya getiriyor. İlk karmaşık toplumların doğuşundaki rolü nedeniyle UNESCO tarafından tanınan Arslantepe gibi arkeolojinin büyük isimleri olduğu gibi, yaylalara hakim olan Hoşap Kalesi gibi daha az bilinen kaleler de bulunuyor. Ermeni kiliseleri ıssız adalarda veya dağ yamaçlarına tutunmuş halde varlığını sürdürüyor. Gürbulak'taki gök taşı krateri ve iç gölleriyle Nemrut Dağı gibi jeolojik meraklar, doğal oluşumlarıyla hayranlık uyandırıyor. Kayalık bir burun üzerine inşa edilen İshak Paşa Sarayı, büyüklüğüyle etkileyicidir.
Bu seçim, anıtsal mirası ve vahşi doğal alanları bir araya getiriyor. Tarihi şehirler, unutulmuş mimarinin kaldığı dar sokaklar sunarken, Munzur'daki gibi doğal parklar nehirleri ve ormanlık yamaçları barındırıyor. Su kenarındaki Ahlat mezar stelleri veya Ovacık kaplıcaları gibi daha az ziyaret edilen yerler bile görülmeye değer. Doğu Anadolu, kendisini yalnızca ana yolların ötesine bakmaya hazır, sabırlı ziyaretçilere gösterir.
Ani, bir zamanlar İpek Yolu üzerindeki en önemli şehirlerden biriydi ve Ermeni Bagrat Krallığı'nın başkenti olarak hizmet verdi. Bugün harabeleri gezerken, Ermenistan sınırına yakın yüksek bir yaylada hâlâ ayakta duran ortaçağ kilise duvarlarını, camileri ve kale kapılarını görebilirsiniz. Alan, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Ani, Doğu Anadolu'nun geçmişte ne kadar canlı ve bağlantılı olduğunu somut biçimde ortaya koymaktadır.
Kars'ın tarihi merkezi, şehrin 19. yüzyılda Rus yönetimi altında kaldığı dönemin izlerini açıkça taşımaktadır. Sokaklar, düzenli bir plana göre çizilmiş, geniş ve düzdür. Bu sokaklar boyunca koyu bazalt taşından yapılmış çok katlı binalar sıralanmaktadır; bunların pek çoğu bugün hâlâ kullanılmaktadır. Bu mimari, Kars'a Doğu Anadolu'nun diğer şehirlerinden belirgin biçimde farklı bir görünüm kazandırmaktadır. Merkezi dolaşırken Rus şehir planlaması ile Türk gündelik yaşamının aynı mekânda bir arada bulunduğunu fark edersiniz.
Çıldır Gölü, Türkiye'nin kuzeydoğusunda yüksek bir plato üzerinde yer alır. Kışın tamamen donarak buzu üzerinde at kızaklarıyla geçiş yapılan bir alan haline gelir; bu gelenek çevredeki köylerin gündelik kış yaşamının bir parçasıdır. Yazın göl, açık bir gökyüzünü yansıtırken kıyıları geniş meralarla çevrelenmiştir. Türkiye'nin en yüksek göllerinden biri olan Çıldır, volkanik kayaların şekillendirdiği bir coğrafyada bulunmaktadır.
Öşvank manastır kilisesi, Erzurum yakınlarındaki ormanlık bir tepe üzerinde yer alan ortaçağ Gürcü kilisesidir. Taş duvarları ve apsis bölümü büyük ölçüde sağlamdır. Bina, dağlar ve ormanlarla çevrili olup sağlam ve biraz ıssız bir izlenim bırakır. Doğu Anadolu'nun ana güzergahlarından uzakta, küçük köy yollarıyla ulaşılabilir.
Çifte Minareli Medrese, Erzurum'un merkezinde yer alır ve Anadolu'nun en tanınmış Selçuklu yapılarından biridir. Kırmızı taştan yontulmuş iki ince minaresi, şehrin çatıları üzerinde yükselir ve uzaktan görülür. Cephe, 13. yüzyıl ustalarının işçiliğini gösteren geometrik ve bitkisel taş işlemeleriyle kaplıdır. İçeride, iki katlı bir revak avluyu çevreleyerek mekana açık ve dengeli bir biçim kazandırır.
Erzurum'daki Yakutiye Medresesi, 14. yüzyılda İlhanlılar döneminde inşa edilmiş olup Doğu Anadolu'daki en tanınmış Selçuklu mimarisi örneklerinden biridir. Yapı bugün müze olarak kullanılmakta ve bölgeye ait eserler sergilenmektedir. İnce işlemeli taş portal, varışınızda hemen dikkat çeker. İçerideki odalarda farklı dönemlere ait arkeolojik buluntular ve dekoratif parçalar yer almaktadır.
Üç Kümbetler, Erzurum'un kenarında yer alır ve bölgenin en eski mezar anıtları arasında sayılır. Ortaçağda inşa edilen bu yapılar, geometrik motifler ve silindirik külahlarıyla Doğu Anadolu'nun taş işçiliği geleneğini gözler önüne serer. Her kümbет kendi biçimi ve süslemesiyle ayrı bir kimlik taşır, ancak bir arada ele alındığında sessiz ve katmanlı bir bütün oluştururlar. Erzurum'un ana caddelerinden uzaklaşan ziyaretçiler bu yeri keşfederek şehrin ortaçağ geçmişiyle en doğrudan bağlantıyı burada kurarlar.
Palandöken dağ kütlesi, Erzurum'un hemen güneyinde yükselir ve şehrin neredeyse her yerinden görülebilen bir arka plan oluşturur. Kışın yoğun kar yağışı yamaçları örter; bu yamaçlar Türkiye'nin dört bir yanından gelen kayakçılar tarafından tercih edilir. Yazın ise dağ, Doğu Anadolu'nun yüksek ovalarını gözlemleyebileceğiniz yürüyüş parkurlarıyla gezginlere açılır. Hava, daha sıcak aylarda bile serin ve temizdir; üst yamaçlardan çevredeki geniş manzara uzaklara kadar uzanır.
Ağrı Dağı, Türkiye'nin en yüksek zirvesi olarak Ağrı ovasının üzerinde yükselir. Bu sönmüş volkanın biri büyük, diğeri daha küçük olmak üzere iki zirve noktası bulunur ve her ikisi de yıl boyunca kar ve buzla kaplıdır. Silueti uzaktan görülür; çevresindeki düz arazilerin üzerinde belirgin biçimde yükselir. Yüzyıllardır pek çok kültür bu dağı Nuh'un Gemisi'ne dair İncil anlatısıyla ilişkilendirmiş, bu da ona Ermeni belleğinde ve bölgenin geniş geleneklerinde derin bir yer kazandırmıştır.
Durupınar oluşumu, Doğubayazıt yakınlarında yer alır ve bir gemi teknesini andıran uzun, hafifçe yükseltilmiş bir şekle sahiptir. Bu doğal kaya oluşumu, zamanla gerçekleşen jeolojik hareketler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bazı kişilerin buranın Nuh'un Gemisi'nin kalıntıları olabileceğini öne sürmesiyle geniş çevrelerin ilgisini çekmiştir. Bilim insanları bu teoriyi doğrulamamış olsa da ziyaretçiler, oluşumun etrafında yürümek ve çevresindeki açık tepe manzarasını seyretmek için gelmeye devam etmektedir.
Van Gölü, dünyanın en büyük alkali göllerinden biridir ve Doğu Anadolu'nun volkanik zirveleriyle çevrili bir alanda yer alır. Gölün suyu tuz ve mineral bakımından o kadar zengindir ki küçük bir yerel balık türü dışında neredeyse hiçbir canlı barınamaz. Kıyılar boyunca Ermeni kiliseleri, Urartu kaya yazıtları ve eski mezarlıklar yer alır. Bir kısmı eski yanardağlardan oluşan çevre dağlar, göl kenarında yürürken hissedilen açık ve ham görünümü oluşturur.
Akdamar Adası, Van Gölü'nün ortasında yer alır ve bin yılı aşkın bir süre önce inşa edilmiş bir Ermeni kilisesine ev sahipliği yapar. Kilisenin dış duvarları, İncil sahnelerini gösteren taş kabartmalarla kaplıdır. Adaya ulaşmak için kıyıdan kısa bir tekne yolculuğu gerekir. Adaya çıktığınızda göl ve çevre dağlar üzerinde geniş bir manzara açılır. Adanın zemini kayalık ve çıplaktır; bu da eski kiliseyi daha da belirgin kılar.
Van Kalesi, Van Gölü'nün kıyısında uzanan uzun bir kaya sırtının üzerinde yükselmektedir. Başkenti Tuşpa olan Urartular tarafından inşa edilmiş olup tüm Anadolu'nun en eski kalelerinden biridir. Kaya yüzeyine oyulmuş çivi yazısı kitabeleri hâlâ görülebilmekte, tepeden ise göl ve çevre dağlar geniş bir açıyla izlenebilmektedir. Kalenin çevresinde, bir zamanlar bu kıyıda çok canlı bir şehrin var olduğunu gösteren eski kalıntılar yer almaktadır.
Hoşap Kalesi, Van yakınlarındaki küçük bir köyün üzerinde yükselen kayalık bir tepe üzerinde durmaktadır. Bir Kürt beyi, aşağıdaki vadiden geçişi denetlemek için bu kaleyi 17. yüzyılda inşa ettirmiştir. Koyu renkli taş duvarlar ve kuleler büyük ölçüde ayaktadır. Tepeden bakıldığında ufka kadar uzanan geniş ve kurak bir yayla görülmektedir. Oymalı taş kapı, alanın en iyi korunan unsurlarından biridir.
Muradiye Şelalesi, Van şehrinin yakınında yer alır ve geniş bir su perdesi oluşturarak kayalık bir eşik üzerinden aşağı düşer. En güçlü halini, kar sularının akışı artırdığı ilkbaharda gösterir. Çevre açık ve yürümeye elverişlidir; kıyı boyunca alçak bitki örtüsü uzanır. Pek çok yerel halk buraya yürüyüşe gelir ve yere karayoluyla kolayca ulaşılabilir.
Çarpanak Adası, Van Gölü'nün ortasında yer alır ve yalnızca tekneyle ulaşılabilir. Adada, bitki örtüsü arasında hâlâ ayakta duran eski taş duvarlarıyla bir Ermeni manastırının kalıntıları görülebilir. Gölü çevreleyen sönerek sakinleşmiş yanardağlar ve yüksek mineral içeriği nedeniyle suyun aldığı kendine özgü mavi renk dikkat çeker. Tarihin ve doğanın sessizce bir araya geldiği, tenha bir yerdir.
Ahlat, Van Gölü kıyısında yer alır ve bölgenin en büyük ortaçağ İslam mezarlıklarından birine ev sahipliği yapar. Yüzlerce Selçuklu mezar taşı yerden yükselir; geometrik motifler ve Arapça yazıtlarla işlenmiştir. Bu taşlar, Ahlat'ın Doğu Anadolu'da önemli bir Selçuklu merkezi olduğu 11. ile 13. yüzyıllar arasına tarihlenir. Gölün mavi suları arka planda görünürken bu taşların arasında yürümek, o tarihin ağırlığını hissettirmektedir.
Tatvan yakınlarındaki Nemrut Dağı, zirvesinde geniş bir kalderaya sahip sönmüş bir volkandır. Kalderanın içinde zamanla birkaç göl oluşmuştur: biri sıcak su kaynakları besleyen bir göl, diğeri soğuk su barındıran bir göl. Koyu renkli volkanik kayalıklardan oluşan kıyılar yeşil otlak alanlarıyla dönüşümlü olarak devam eder. Krater kenarından aşağıda Van Gölü görünür. Bu volkan, Doğu Anadolu'nun en belirgin jeolojik noktalarından biridir ve kalderanın içinde ayakta durunca ulaşılmaz ve ham bir his verir.
Harput, Elazığ ovasının üzerindeki kayalık bir tepede kurulmuş eski bir surlu kenttir. Ortaçağa ait kale duvarları uzaktan görülür ve aşağıdaki vadiyi gözetler. Kasabada hâlâ bir Ermeni kilisesi, Selçuklu döneminden kalma bir cami ve yüzyıllar boyunca farklı halkların burada yaşadığını gösteren eski mezar taşları bulunmaktadır. Harput, bir zamanlar Doğu Anadolu ticaret yollarında önemli bir durağı ve bugün sokaklarında dolaşmak, burada birikmiş tarih katmanlarını açıkça hissettiriyor.
Hazar Gölü, Elazığ iline bağlı ve dağlarla çevrili tektonik bir göldür. Suyun rengi, ışığa ve günün saatine göre değişir. Kıyıları, doğu Anadolu'dan geçen gezginler tarafından nadiren ziyaret edilir; bu da onu ana yollardan uzaklaşmak isteyenler için iyi bir durak haline getirir.
Munzur Vadisi ve milli parkı, Doğu Anadolu'nun Tunceli iline bağlıdır. Munzur Çayı, her iki yanında ormanlık yamaçların yükseldiği derin vadilerden hızlı ve soğuk bir şekilde akar. Arazi, kayalık sırtlardan açık çayırlıklara doğru değişir. Ayılar, kurtlar ve kartallar burada hâlâ yaşamaktadır. Yürüyüş yolları çok az ziyaretçi görür; bu da yeri gerçekten ıssız kılar. Doğu Anadolu'da doğanın büyük ölçüde kendi haline bırakıldığı yerlerden biridir.
Ovacık ve Munzur kaynakları, Tunceli iline bağlı, Munzur Dağları'nın çevrelediği bir vadide yer almaktadır. Kaynaklar, aynı adı taşıyan milli parkın içinden geçen Munzur Nehri'ni besler. Yollar az işaretlidir, yakın köyler küçüktür ve ziyaretçi sayısı azdır. Buraya gelenler genellikle nehir boyunca yürümek ya da hayatın yavaş aktığı küçük bir köyde duraklamak için gelir. Ana yollardan uzak olan bu yer, kendini yalnızca aramak için zaman ayıranlara gösterir.
Malatya'nın hemen dışında yer alan Arslantepe Höyüğü, Türkiye'nin en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Alçak toprak höyüğün altında binlerce yıllık insan yerleşimine ait katmanlar bulunmaktadır. Araştırmacılar burada saray mimarisi, yönetim sistemleri ve ilk devlet örgütlenmesine ait en eski kanıtlardan bazılarını bulmuştur. Alan, 2021 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır.
Kemaliye'nin eski şehri, Erzincan bölgesinde Fırat Nehri'nin oyduğu derin bir kanyonun içinde yer alır. Taş evler kayalıklara tutunur; dar ve dik sokaklar yamaçlar arasında kıvrılarak ilerler. Her yönden dağlarla çevrili bu kasabada yaşam yavaş akar. Kemaliye'de yürümek, nehrin, kayalıkların ve eski binaların aynı hikayeyi anlattığı bir yere adım atmak gibidir.
Karanlık Kanyonu, Fırat Nehri'nin katı kayalıklara oyduğu bir vadedir ve Doğu Anadolu'nun en çarpıcı doğal oluşumlarından biridir. Kayalıklar nehrin her iki yanında dik bir şekilde yükselir. Doğrudan kaya içine açılmış bir yol kanyonun içinden geçer ve her virajda nehrin derinlerdeki açık görüntüsünü sunar. Işık gün içinde saate göre büyük farklılıklar gösterir, kanyon duvarları uzun gölgeler oluşturarak vadiyi saatlerce karanlıkta bırakır; bu da adının nereden geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Erzincan yakınlarındaki Girlevik Şelaleleri, kayalıklar üzerinden yeşil bir vadiye düşen ardışık bir dizi çağlayandan oluşur. Çevresindeki ağaçlıklı yamaçlar, Doğu Türkiye'nin kurak yaylalarından çok farklı bir görünüm sunar. Suyun sesi ve serin gölge, yakın çevredeki açık ve kurak araziden keskin bir biçimde ayrılan ferahlatıcı bir ortam yaratır.
İshak Paşa Sarayı, 17. ve 18. yüzyıllarda Doğubayazıt kasabasının üzerindeki kayalık bir çıkıntıya inşa edilmiştir. Osmanlı, Ermeni, Gürcü ve İran mimari unsurlarını bir arada barındıran yapı, Doğu Anadolu'dan geçen pek çok kültürün izlerini taşımaktadır. İçeride bir harem, cami, kabul salonları ve türbe bulunmaktadır. Terastan açık havalarda Ağrı Dağı'nı uzakta görmek mümkündür. Saray, eski İpek Yolu boyunca yaşamış güçlü yerel beylerin yaşam biçimini somut olarak gözler önüne serer.
Ani, bir zamanlar İpek Yolu üzerindeki en önemli şehirlerden biriydi ve Ermeni Bagrat Krallığı'nın başkenti olarak hizmet verdi. Bugün harabeleri gezerken, Ermenistan sınırına yakın yüksek bir yaylada hâlâ ayakta duran ortaçağ kilise duvarlarını, camileri ve kale kapılarını görebilirsiniz. Alan, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Ani, Doğu Anadolu'nun geçmişte ne kadar canlı ve bağlantılı olduğunu somut biçimde ortaya koymaktadır.
Kars'ın tarihi merkezi, şehrin 19. yüzyılda Rus yönetimi altında kaldığı dönemin izlerini açıkça taşımaktadır. Sokaklar, düzenli bir plana göre çizilmiş, geniş ve düzdür. Bu sokaklar boyunca koyu bazalt taşından yapılmış çok katlı binalar sıralanmaktadır; bunların pek çoğu bugün hâlâ kullanılmaktadır. Bu mimari, Kars'a Doğu Anadolu'nun diğer şehirlerinden belirgin biçimde farklı bir görünüm kazandırmaktadır. Merkezi dolaşırken Rus şehir planlaması ile Türk gündelik yaşamının aynı mekânda bir arada bulunduğunu fark edersiniz.
Çıldır Gölü, Türkiye'nin kuzeydoğusunda yüksek bir plato üzerinde yer alır. Kışın tamamen donarak buzu üzerinde at kızaklarıyla geçiş yapılan bir alan haline gelir; bu gelenek çevredeki köylerin gündelik kış yaşamının bir parçasıdır. Yazın göl, açık bir gökyüzünü yansıtırken kıyıları geniş meralarla çevrelenmiştir. Türkiye'nin en yüksek göllerinden biri olan Çıldır, volkanik kayaların şekillendirdiği bir coğrafyada bulunmaktadır.
Öşvank manastır kilisesi, Erzurum yakınlarındaki ormanlık bir tepe üzerinde yer alan ortaçağ Gürcü kilisesidir. Taş duvarları ve apsis bölümü büyük ölçüde sağlamdır. Bina, dağlar ve ormanlarla çevrili olup sağlam ve biraz ıssız bir izlenim bırakır. Doğu Anadolu'nun ana güzergahlarından uzakta, küçük köy yollarıyla ulaşılabilir.
Çifte Minareli Medrese, Erzurum'un merkezinde yer alır ve Anadolu'nun en tanınmış Selçuklu yapılarından biridir. Kırmızı taştan yontulmuş iki ince minaresi, şehrin çatıları üzerinde yükselir ve uzaktan görülür. Cephe, 13. yüzyıl ustalarının işçiliğini gösteren geometrik ve bitkisel taş işlemeleriyle kaplıdır. İçeride, iki katlı bir revak avluyu çevreleyerek mekana açık ve dengeli bir biçim kazandırır.
Erzurum'daki Yakutiye Medresesi, 14. yüzyılda İlhanlılar döneminde inşa edilmiş olup Doğu Anadolu'daki en tanınmış Selçuklu mimarisi örneklerinden biridir. Yapı bugün müze olarak kullanılmakta ve bölgeye ait eserler sergilenmektedir. İnce işlemeli taş portal, varışınızda hemen dikkat çeker. İçerideki odalarda farklı dönemlere ait arkeolojik buluntular ve dekoratif parçalar yer almaktadır.
Üç Kümbetler, Erzurum'un kenarında yer alır ve bölgenin en eski mezar anıtları arasında sayılır. Ortaçağda inşa edilen bu yapılar, geometrik motifler ve silindirik külahlarıyla Doğu Anadolu'nun taş işçiliği geleneğini gözler önüne serer. Her kümbет kendi biçimi ve süslemesiyle ayrı bir kimlik taşır, ancak bir arada ele alındığında sessiz ve katmanlı bir bütün oluştururlar. Erzurum'un ana caddelerinden uzaklaşan ziyaretçiler bu yeri keşfederek şehrin ortaçağ geçmişiyle en doğrudan bağlantıyı burada kurarlar.
Palandöken dağ kütlesi, Erzurum'un hemen güneyinde yükselir ve şehrin neredeyse her yerinden görülebilen bir arka plan oluşturur. Kışın yoğun kar yağışı yamaçları örter; bu yamaçlar Türkiye'nin dört bir yanından gelen kayakçılar tarafından tercih edilir. Yazın ise dağ, Doğu Anadolu'nun yüksek ovalarını gözlemleyebileceğiniz yürüyüş parkurlarıyla gezginlere açılır. Hava, daha sıcak aylarda bile serin ve temizdir; üst yamaçlardan çevredeki geniş manzara uzaklara kadar uzanır.
Ağrı Dağı, Türkiye'nin en yüksek zirvesi olarak Ağrı ovasının üzerinde yükselir. Bu sönmüş volkanın biri büyük, diğeri daha küçük olmak üzere iki zirve noktası bulunur ve her ikisi de yıl boyunca kar ve buzla kaplıdır. Silueti uzaktan görülür; çevresindeki düz arazilerin üzerinde belirgin biçimde yükselir. Yüzyıllardır pek çok kültür bu dağı Nuh'un Gemisi'ne dair İncil anlatısıyla ilişkilendirmiş, bu da ona Ermeni belleğinde ve bölgenin geniş geleneklerinde derin bir yer kazandırmıştır.
Durupınar oluşumu, Doğubayazıt yakınlarında yer alır ve bir gemi teknesini andıran uzun, hafifçe yükseltilmiş bir şekle sahiptir. Bu doğal kaya oluşumu, zamanla gerçekleşen jeolojik hareketler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bazı kişilerin buranın Nuh'un Gemisi'nin kalıntıları olabileceğini öne sürmesiyle geniş çevrelerin ilgisini çekmiştir. Bilim insanları bu teoriyi doğrulamamış olsa da ziyaretçiler, oluşumun etrafında yürümek ve çevresindeki açık tepe manzarasını seyretmek için gelmeye devam etmektedir.
Van Gölü, dünyanın en büyük alkali göllerinden biridir ve Doğu Anadolu'nun volkanik zirveleriyle çevrili bir alanda yer alır. Gölün suyu tuz ve mineral bakımından o kadar zengindir ki küçük bir yerel balık türü dışında neredeyse hiçbir canlı barınamaz. Kıyılar boyunca Ermeni kiliseleri, Urartu kaya yazıtları ve eski mezarlıklar yer alır. Bir kısmı eski yanardağlardan oluşan çevre dağlar, göl kenarında yürürken hissedilen açık ve ham görünümü oluşturur.
Akdamar Adası, Van Gölü'nün ortasında yer alır ve bin yılı aşkın bir süre önce inşa edilmiş bir Ermeni kilisesine ev sahipliği yapar. Kilisenin dış duvarları, İncil sahnelerini gösteren taş kabartmalarla kaplıdır. Adaya ulaşmak için kıyıdan kısa bir tekne yolculuğu gerekir. Adaya çıktığınızda göl ve çevre dağlar üzerinde geniş bir manzara açılır. Adanın zemini kayalık ve çıplaktır; bu da eski kiliseyi daha da belirgin kılar.
Van Kalesi, Van Gölü'nün kıyısında uzanan uzun bir kaya sırtının üzerinde yükselmektedir. Başkenti Tuşpa olan Urartular tarafından inşa edilmiş olup tüm Anadolu'nun en eski kalelerinden biridir. Kaya yüzeyine oyulmuş çivi yazısı kitabeleri hâlâ görülebilmekte, tepeden ise göl ve çevre dağlar geniş bir açıyla izlenebilmektedir. Kalenin çevresinde, bir zamanlar bu kıyıda çok canlı bir şehrin var olduğunu gösteren eski kalıntılar yer almaktadır.
Hoşap Kalesi, Van yakınlarındaki küçük bir köyün üzerinde yükselen kayalık bir tepe üzerinde durmaktadır. Bir Kürt beyi, aşağıdaki vadiden geçişi denetlemek için bu kaleyi 17. yüzyılda inşa ettirmiştir. Koyu renkli taş duvarlar ve kuleler büyük ölçüde ayaktadır. Tepeden bakıldığında ufka kadar uzanan geniş ve kurak bir yayla görülmektedir. Oymalı taş kapı, alanın en iyi korunan unsurlarından biridir.
Muradiye Şelalesi, Van şehrinin yakınında yer alır ve geniş bir su perdesi oluşturarak kayalık bir eşik üzerinden aşağı düşer. En güçlü halini, kar sularının akışı artırdığı ilkbaharda gösterir. Çevre açık ve yürümeye elverişlidir; kıyı boyunca alçak bitki örtüsü uzanır. Pek çok yerel halk buraya yürüyüşe gelir ve yere karayoluyla kolayca ulaşılabilir.
Çarpanak Adası, Van Gölü'nün ortasında yer alır ve yalnızca tekneyle ulaşılabilir. Adada, bitki örtüsü arasında hâlâ ayakta duran eski taş duvarlarıyla bir Ermeni manastırının kalıntıları görülebilir. Gölü çevreleyen sönerek sakinleşmiş yanardağlar ve yüksek mineral içeriği nedeniyle suyun aldığı kendine özgü mavi renk dikkat çeker. Tarihin ve doğanın sessizce bir araya geldiği, tenha bir yerdir.
Ahlat, Van Gölü kıyısında yer alır ve bölgenin en büyük ortaçağ İslam mezarlıklarından birine ev sahipliği yapar. Yüzlerce Selçuklu mezar taşı yerden yükselir; geometrik motifler ve Arapça yazıtlarla işlenmiştir. Bu taşlar, Ahlat'ın Doğu Anadolu'da önemli bir Selçuklu merkezi olduğu 11. ile 13. yüzyıllar arasına tarihlenir. Gölün mavi suları arka planda görünürken bu taşların arasında yürümek, o tarihin ağırlığını hissettirmektedir.
Tatvan yakınlarındaki Nemrut Dağı, zirvesinde geniş bir kalderaya sahip sönmüş bir volkandır. Kalderanın içinde zamanla birkaç göl oluşmuştur: biri sıcak su kaynakları besleyen bir göl, diğeri soğuk su barındıran bir göl. Koyu renkli volkanik kayalıklardan oluşan kıyılar yeşil otlak alanlarıyla dönüşümlü olarak devam eder. Krater kenarından aşağıda Van Gölü görünür. Bu volkan, Doğu Anadolu'nun en belirgin jeolojik noktalarından biridir ve kalderanın içinde ayakta durunca ulaşılmaz ve ham bir his verir.
Harput, Elazığ ovasının üzerindeki kayalık bir tepede kurulmuş eski bir surlu kenttir. Ortaçağa ait kale duvarları uzaktan görülür ve aşağıdaki vadiyi gözetler. Kasabada hâlâ bir Ermeni kilisesi, Selçuklu döneminden kalma bir cami ve yüzyıllar boyunca farklı halkların burada yaşadığını gösteren eski mezar taşları bulunmaktadır. Harput, bir zamanlar Doğu Anadolu ticaret yollarında önemli bir durağı ve bugün sokaklarında dolaşmak, burada birikmiş tarih katmanlarını açıkça hissettiriyor.
Hazar Gölü, Elazığ iline bağlı ve dağlarla çevrili tektonik bir göldür. Suyun rengi, ışığa ve günün saatine göre değişir. Kıyıları, doğu Anadolu'dan geçen gezginler tarafından nadiren ziyaret edilir; bu da onu ana yollardan uzaklaşmak isteyenler için iyi bir durak haline getirir.
Munzur Vadisi ve milli parkı, Doğu Anadolu'nun Tunceli iline bağlıdır. Munzur Çayı, her iki yanında ormanlık yamaçların yükseldiği derin vadilerden hızlı ve soğuk bir şekilde akar. Arazi, kayalık sırtlardan açık çayırlıklara doğru değişir. Ayılar, kurtlar ve kartallar burada hâlâ yaşamaktadır. Yürüyüş yolları çok az ziyaretçi görür; bu da yeri gerçekten ıssız kılar. Doğu Anadolu'da doğanın büyük ölçüde kendi haline bırakıldığı yerlerden biridir.
Ovacık ve Munzur kaynakları, Tunceli iline bağlı, Munzur Dağları'nın çevrelediği bir vadide yer almaktadır. Kaynaklar, aynı adı taşıyan milli parkın içinden geçen Munzur Nehri'ni besler. Yollar az işaretlidir, yakın köyler küçüktür ve ziyaretçi sayısı azdır. Buraya gelenler genellikle nehir boyunca yürümek ya da hayatın yavaş aktığı küçük bir köyde duraklamak için gelir. Ana yollardan uzak olan bu yer, kendini yalnızca aramak için zaman ayıranlara gösterir.
Malatya'nın hemen dışında yer alan Arslantepe Höyüğü, Türkiye'nin en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Alçak toprak höyüğün altında binlerce yıllık insan yerleşimine ait katmanlar bulunmaktadır. Araştırmacılar burada saray mimarisi, yönetim sistemleri ve ilk devlet örgütlenmesine ait en eski kanıtlardan bazılarını bulmuştur. Alan, 2021 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır.
Kemaliye'nin eski şehri, Erzincan bölgesinde Fırat Nehri'nin oyduğu derin bir kanyonun içinde yer alır. Taş evler kayalıklara tutunur; dar ve dik sokaklar yamaçlar arasında kıvrılarak ilerler. Her yönden dağlarla çevrili bu kasabada yaşam yavaş akar. Kemaliye'de yürümek, nehrin, kayalıkların ve eski binaların aynı hikayeyi anlattığı bir yere adım atmak gibidir.
Karanlık Kanyonu, Fırat Nehri'nin katı kayalıklara oyduğu bir vadedir ve Doğu Anadolu'nun en çarpıcı doğal oluşumlarından biridir. Kayalıklar nehrin her iki yanında dik bir şekilde yükselir. Doğrudan kaya içine açılmış bir yol kanyonun içinden geçer ve her virajda nehrin derinlerdeki açık görüntüsünü sunar. Işık gün içinde saate göre büyük farklılıklar gösterir, kanyon duvarları uzun gölgeler oluşturarak vadiyi saatlerce karanlıkta bırakır; bu da adının nereden geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Erzincan yakınlarındaki Girlevik Şelaleleri, kayalıklar üzerinden yeşil bir vadiye düşen ardışık bir dizi çağlayandan oluşur. Çevresindeki ağaçlıklı yamaçlar, Doğu Türkiye'nin kurak yaylalarından çok farklı bir görünüm sunar. Suyun sesi ve serin gölge, yakın çevredeki açık ve kurak araziden keskin bir biçimde ayrılan ferahlatıcı bir ortam yaratır.
İshak Paşa Sarayı, 17. ve 18. yüzyıllarda Doğubayazıt kasabasının üzerindeki kayalık bir çıkıntıya inşa edilmiştir. Osmanlı, Ermeni, Gürcü ve İran mimari unsurlarını bir arada barındıran yapı, Doğu Anadolu'dan geçen pek çok kültürün izlerini taşımaktadır. İçeride bir harem, cami, kabul salonları ve türbe bulunmaktadır. Terastan açık havalarda Ağrı Dağı'nı uzakta görmek mümkündür. Saray, eski İpek Yolu boyunca yaşamış güçlü yerel beylerin yaşam biçimini somut olarak gözler önüne serer.
Ani, bir zamanlar İpek Yolu üzerindeki en önemli şehirlerden biriydi ve Ermeni Bagrat Krallığı'nın başkenti olarak hizmet verdi. Bugün harabeleri gezerken, Ermenistan sınırına yakın yüksek bir yaylada hâlâ ayakta duran ortaçağ kilise duvarlarını, camileri ve kale kapılarını görebilirsiniz. Alan, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Ani, Doğu Anadolu'nun geçmişte ne kadar canlı ve bağlantılı olduğunu somut biçimde ortaya koymaktadır.
Kars'ın tarihi merkezi, şehrin 19. yüzyılda Rus yönetimi altında kaldığı dönemin izlerini açıkça taşımaktadır. Sokaklar, düzenli bir plana göre çizilmiş, geniş ve düzdür. Bu sokaklar boyunca koyu bazalt taşından yapılmış çok katlı binalar sıralanmaktadır; bunların pek çoğu bugün hâlâ kullanılmaktadır. Bu mimari, Kars'a Doğu Anadolu'nun diğer şehirlerinden belirgin biçimde farklı bir görünüm kazandırmaktadır. Merkezi dolaşırken Rus şehir planlaması ile Türk gündelik yaşamının aynı mekânda bir arada bulunduğunu fark edersiniz.
Çıldır Gölü, Türkiye'nin kuzeydoğusunda yüksek bir plato üzerinde yer alır. Kışın tamamen donarak buzu üzerinde at kızaklarıyla geçiş yapılan bir alan haline gelir; bu gelenek çevredeki köylerin gündelik kış yaşamının bir parçasıdır. Yazın göl, açık bir gökyüzünü yansıtırken kıyıları geniş meralarla çevrelenmiştir. Türkiye'nin en yüksek göllerinden biri olan Çıldır, volkanik kayaların şekillendirdiği bir coğrafyada bulunmaktadır.
Öşvank manastır kilisesi, Erzurum yakınlarındaki ormanlık bir tepe üzerinde yer alan ortaçağ Gürcü kilisesidir. Taş duvarları ve apsis bölümü büyük ölçüde sağlamdır. Bina, dağlar ve ormanlarla çevrili olup sağlam ve biraz ıssız bir izlenim bırakır. Doğu Anadolu'nun ana güzergahlarından uzakta, küçük köy yollarıyla ulaşılabilir.
Çifte Minareli Medrese, Erzurum'un merkezinde yer alır ve Anadolu'nun en tanınmış Selçuklu yapılarından biridir. Kırmızı taştan yontulmuş iki ince minaresi, şehrin çatıları üzerinde yükselir ve uzaktan görülür. Cephe, 13. yüzyıl ustalarının işçiliğini gösteren geometrik ve bitkisel taş işlemeleriyle kaplıdır. İçeride, iki katlı bir revak avluyu çevreleyerek mekana açık ve dengeli bir biçim kazandırır.
Erzurum'daki Yakutiye Medresesi, 14. yüzyılda İlhanlılar döneminde inşa edilmiş olup Doğu Anadolu'daki en tanınmış Selçuklu mimarisi örneklerinden biridir. Yapı bugün müze olarak kullanılmakta ve bölgeye ait eserler sergilenmektedir. İnce işlemeli taş portal, varışınızda hemen dikkat çeker. İçerideki odalarda farklı dönemlere ait arkeolojik buluntular ve dekoratif parçalar yer almaktadır.
Üç Kümbetler, Erzurum'un kenarında yer alır ve bölgenin en eski mezar anıtları arasında sayılır. Ortaçağda inşa edilen bu yapılar, geometrik motifler ve silindirik külahlarıyla Doğu Anadolu'nun taş işçiliği geleneğini gözler önüne serer. Her kümbет kendi biçimi ve süslemesiyle ayrı bir kimlik taşır, ancak bir arada ele alındığında sessiz ve katmanlı bir bütün oluştururlar. Erzurum'un ana caddelerinden uzaklaşan ziyaretçiler bu yeri keşfederek şehrin ortaçağ geçmişiyle en doğrudan bağlantıyı burada kurarlar.
Palandöken dağ kütlesi, Erzurum'un hemen güneyinde yükselir ve şehrin neredeyse her yerinden görülebilen bir arka plan oluşturur. Kışın yoğun kar yağışı yamaçları örter; bu yamaçlar Türkiye'nin dört bir yanından gelen kayakçılar tarafından tercih edilir. Yazın ise dağ, Doğu Anadolu'nun yüksek ovalarını gözlemleyebileceğiniz yürüyüş parkurlarıyla gezginlere açılır. Hava, daha sıcak aylarda bile serin ve temizdir; üst yamaçlardan çevredeki geniş manzara uzaklara kadar uzanır.
Ağrı Dağı, Türkiye'nin en yüksek zirvesi olarak Ağrı ovasının üzerinde yükselir. Bu sönmüş volkanın biri büyük, diğeri daha küçük olmak üzere iki zirve noktası bulunur ve her ikisi de yıl boyunca kar ve buzla kaplıdır. Silueti uzaktan görülür; çevresindeki düz arazilerin üzerinde belirgin biçimde yükselir. Yüzyıllardır pek çok kültür bu dağı Nuh'un Gemisi'ne dair İncil anlatısıyla ilişkilendirmiş, bu da ona Ermeni belleğinde ve bölgenin geniş geleneklerinde derin bir yer kazandırmıştır.
Durupınar oluşumu, Doğubayazıt yakınlarında yer alır ve bir gemi teknesini andıran uzun, hafifçe yükseltilmiş bir şekle sahiptir. Bu doğal kaya oluşumu, zamanla gerçekleşen jeolojik hareketler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bazı kişilerin buranın Nuh'un Gemisi'nin kalıntıları olabileceğini öne sürmesiyle geniş çevrelerin ilgisini çekmiştir. Bilim insanları bu teoriyi doğrulamamış olsa da ziyaretçiler, oluşumun etrafında yürümek ve çevresindeki açık tepe manzarasını seyretmek için gelmeye devam etmektedir.
Van Gölü, dünyanın en büyük alkali göllerinden biridir ve Doğu Anadolu'nun volkanik zirveleriyle çevrili bir alanda yer alır. Gölün suyu tuz ve mineral bakımından o kadar zengindir ki küçük bir yerel balık türü dışında neredeyse hiçbir canlı barınamaz. Kıyılar boyunca Ermeni kiliseleri, Urartu kaya yazıtları ve eski mezarlıklar yer alır. Bir kısmı eski yanardağlardan oluşan çevre dağlar, göl kenarında yürürken hissedilen açık ve ham görünümü oluşturur.
Akdamar Adası, Van Gölü'nün ortasında yer alır ve bin yılı aşkın bir süre önce inşa edilmiş bir Ermeni kilisesine ev sahipliği yapar. Kilisenin dış duvarları, İncil sahnelerini gösteren taş kabartmalarla kaplıdır. Adaya ulaşmak için kıyıdan kısa bir tekne yolculuğu gerekir. Adaya çıktığınızda göl ve çevre dağlar üzerinde geniş bir manzara açılır. Adanın zemini kayalık ve çıplaktır; bu da eski kiliseyi daha da belirgin kılar.
Van Kalesi, Van Gölü'nün kıyısında uzanan uzun bir kaya sırtının üzerinde yükselmektedir. Başkenti Tuşpa olan Urartular tarafından inşa edilmiş olup tüm Anadolu'nun en eski kalelerinden biridir. Kaya yüzeyine oyulmuş çivi yazısı kitabeleri hâlâ görülebilmekte, tepeden ise göl ve çevre dağlar geniş bir açıyla izlenebilmektedir. Kalenin çevresinde, bir zamanlar bu kıyıda çok canlı bir şehrin var olduğunu gösteren eski kalıntılar yer almaktadır.
Hoşap Kalesi, Van yakınlarındaki küçük bir köyün üzerinde yükselen kayalık bir tepe üzerinde durmaktadır. Bir Kürt beyi, aşağıdaki vadiden geçişi denetlemek için bu kaleyi 17. yüzyılda inşa ettirmiştir. Koyu renkli taş duvarlar ve kuleler büyük ölçüde ayaktadır. Tepeden bakıldığında ufka kadar uzanan geniş ve kurak bir yayla görülmektedir. Oymalı taş kapı, alanın en iyi korunan unsurlarından biridir.
Muradiye Şelalesi, Van şehrinin yakınında yer alır ve geniş bir su perdesi oluşturarak kayalık bir eşik üzerinden aşağı düşer. En güçlü halini, kar sularının akışı artırdığı ilkbaharda gösterir. Çevre açık ve yürümeye elverişlidir; kıyı boyunca alçak bitki örtüsü uzanır. Pek çok yerel halk buraya yürüyüşe gelir ve yere karayoluyla kolayca ulaşılabilir.
Çarpanak Adası, Van Gölü'nün ortasında yer alır ve yalnızca tekneyle ulaşılabilir. Adada, bitki örtüsü arasında hâlâ ayakta duran eski taş duvarlarıyla bir Ermeni manastırının kalıntıları görülebilir. Gölü çevreleyen sönerek sakinleşmiş yanardağlar ve yüksek mineral içeriği nedeniyle suyun aldığı kendine özgü mavi renk dikkat çeker. Tarihin ve doğanın sessizce bir araya geldiği, tenha bir yerdir.
Ahlat, Van Gölü kıyısında yer alır ve bölgenin en büyük ortaçağ İslam mezarlıklarından birine ev sahipliği yapar. Yüzlerce Selçuklu mezar taşı yerden yükselir; geometrik motifler ve Arapça yazıtlarla işlenmiştir. Bu taşlar, Ahlat'ın Doğu Anadolu'da önemli bir Selçuklu merkezi olduğu 11. ile 13. yüzyıllar arasına tarihlenir. Gölün mavi suları arka planda görünürken bu taşların arasında yürümek, o tarihin ağırlığını hissettirmektedir.
Tatvan yakınlarındaki Nemrut Dağı, zirvesinde geniş bir kalderaya sahip sönmüş bir volkandır. Kalderanın içinde zamanla birkaç göl oluşmuştur: biri sıcak su kaynakları besleyen bir göl, diğeri soğuk su barındıran bir göl. Koyu renkli volkanik kayalıklardan oluşan kıyılar yeşil otlak alanlarıyla dönüşümlü olarak devam eder. Krater kenarından aşağıda Van Gölü görünür. Bu volkan, Doğu Anadolu'nun en belirgin jeolojik noktalarından biridir ve kalderanın içinde ayakta durunca ulaşılmaz ve ham bir his verir.
Harput, Elazığ ovasının üzerindeki kayalık bir tepede kurulmuş eski bir surlu kenttir. Ortaçağa ait kale duvarları uzaktan görülür ve aşağıdaki vadiyi gözetler. Kasabada hâlâ bir Ermeni kilisesi, Selçuklu döneminden kalma bir cami ve yüzyıllar boyunca farklı halkların burada yaşadığını gösteren eski mezar taşları bulunmaktadır. Harput, bir zamanlar Doğu Anadolu ticaret yollarında önemli bir durağı ve bugün sokaklarında dolaşmak, burada birikmiş tarih katmanlarını açıkça hissettiriyor.
Hazar Gölü, Elazığ iline bağlı ve dağlarla çevrili tektonik bir göldür. Suyun rengi, ışığa ve günün saatine göre değişir. Kıyıları, doğu Anadolu'dan geçen gezginler tarafından nadiren ziyaret edilir; bu da onu ana yollardan uzaklaşmak isteyenler için iyi bir durak haline getirir.
Munzur Vadisi ve milli parkı, Doğu Anadolu'nun Tunceli iline bağlıdır. Munzur Çayı, her iki yanında ormanlık yamaçların yükseldiği derin vadilerden hızlı ve soğuk bir şekilde akar. Arazi, kayalık sırtlardan açık çayırlıklara doğru değişir. Ayılar, kurtlar ve kartallar burada hâlâ yaşamaktadır. Yürüyüş yolları çok az ziyaretçi görür; bu da yeri gerçekten ıssız kılar. Doğu Anadolu'da doğanın büyük ölçüde kendi haline bırakıldığı yerlerden biridir.
Ovacık ve Munzur kaynakları, Tunceli iline bağlı, Munzur Dağları'nın çevrelediği bir vadide yer almaktadır. Kaynaklar, aynı adı taşıyan milli parkın içinden geçen Munzur Nehri'ni besler. Yollar az işaretlidir, yakın köyler küçüktür ve ziyaretçi sayısı azdır. Buraya gelenler genellikle nehir boyunca yürümek ya da hayatın yavaş aktığı küçük bir köyde duraklamak için gelir. Ana yollardan uzak olan bu yer, kendini yalnızca aramak için zaman ayıranlara gösterir.
Malatya'nın hemen dışında yer alan Arslantepe Höyüğü, Türkiye'nin en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Alçak toprak höyüğün altında binlerce yıllık insan yerleşimine ait katmanlar bulunmaktadır. Araştırmacılar burada saray mimarisi, yönetim sistemleri ve ilk devlet örgütlenmesine ait en eski kanıtlardan bazılarını bulmuştur. Alan, 2021 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır.
Kemaliye'nin eski şehri, Erzincan bölgesinde Fırat Nehri'nin oyduğu derin bir kanyonun içinde yer alır. Taş evler kayalıklara tutunur; dar ve dik sokaklar yamaçlar arasında kıvrılarak ilerler. Her yönden dağlarla çevrili bu kasabada yaşam yavaş akar. Kemaliye'de yürümek, nehrin, kayalıkların ve eski binaların aynı hikayeyi anlattığı bir yere adım atmak gibidir.
Karanlık Kanyonu, Fırat Nehri'nin katı kayalıklara oyduğu bir vadedir ve Doğu Anadolu'nun en çarpıcı doğal oluşumlarından biridir. Kayalıklar nehrin her iki yanında dik bir şekilde yükselir. Doğrudan kaya içine açılmış bir yol kanyonun içinden geçer ve her virajda nehrin derinlerdeki açık görüntüsünü sunar. Işık gün içinde saate göre büyük farklılıklar gösterir, kanyon duvarları uzun gölgeler oluşturarak vadiyi saatlerce karanlıkta bırakır; bu da adının nereden geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Erzincan yakınlarındaki Girlevik Şelaleleri, kayalıklar üzerinden yeşil bir vadiye düşen ardışık bir dizi çağlayandan oluşur. Çevresindeki ağaçlıklı yamaçlar, Doğu Türkiye'nin kurak yaylalarından çok farklı bir görünüm sunar. Suyun sesi ve serin gölge, yakın çevredeki açık ve kurak araziden keskin bir biçimde ayrılan ferahlatıcı bir ortam yaratır.
İshak Paşa Sarayı, 17. ve 18. yüzyıllarda Doğubayazıt kasabasının üzerindeki kayalık bir çıkıntıya inşa edilmiştir. Osmanlı, Ermeni, Gürcü ve İran mimari unsurlarını bir arada barındıran yapı, Doğu Anadolu'dan geçen pek çok kültürün izlerini taşımaktadır. İçeride bir harem, cami, kabul salonları ve türbe bulunmaktadır. Terastan açık havalarda Ağrı Dağı'nı uzakta görmek mümkündür. Saray, eski İpek Yolu boyunca yaşamış güçlü yerel beylerin yaşam biçimini somut olarak gözler önüne serer.
Visiter l'Anatolie orientale demande de la patience et une certaine flexibilité. Les routes secondaires sont parfois sinueuses, et certains sites se découvrent lentement, loin des circuits touristiques habituels. Préparez votre voyage en consultant les conditions d'accès locales, notamment près des frontières. Les habitants des petits villages se montrent souvent accueillants et partagent volontiers leurs connaissances sur les ruines voisines.